Kılıç Ağzı
Zaman zaman çevremizdeki insanların, yakınlarımızın, dostlarımızın, arkadaş-larımızın, sevgililerimizin bize ilişkin gözlemleri, kendi göremediklerimizi, ya da en azından o an ve o koşullar altında göremediklerimizi bize gösteriyor.
Bu açıdan şanslı insanlardan bir olduğumu, ama aynı ölçüde de, çevremin görüp dile getirebildiği şeyleri kendi başıma görememenin ya da değerlendirememenin sıkıntısını duuduğumu itiraf etmeliyim.
Uzun yıllar önceden aklımda kalan bir konuşmamızda, bir arkadaşım beni kınında bekleyen bir kılıca benzetmişti. Ona göre ben kılıcın keskin ağzıydım.
Bu çok öneli bir niteleme, bir anlamda, savaşa hazır ama sükunet içerisinde, kında bekleyen bir kılıç, bir şavkımayı, bir gücü, bir potansiyeli de idafe ediyor. Değerlendirilmeyi, kullanılmayı bekleyen bir potansiyeli.
Bakmayı ve görmeyi bildiğimi sanırdım, ama bazen insan kendisini göremiyor, kendisine bakamıyor çünkü. Ya da gördüğü, kanıksadığı, gözünün alışkın olduğu şeyler olduğundan ayrıntıları gözden kaçırabiliyor. Oysa, çevrenizde sizinle şu ya da bu nedenle ilgilenen biri (örneğin bir dost, bir arkadaş, koçunuz) sizde olan göremediğiniz özellikleri farkedebiliyor, veya görüp değerlendiremedikleriniz için sizi doğru yönlendirebiliyor.
Yanlış yerde, yanlış alanlarda harcanan yetenek ve zaman yerine, doğru yerde doğru biçimde kullanmaya yönlendirebiliyor yetenek ve / veya potansiyelinizi, sahip olduğunuz nitelikleri.
Şöyle ya da böyle, son bir ayda, belki yaşamımın on yılına bedel yeni deneyimler, yeni yollar, yeni yaklaşımlar yeni birikim ve edinimler söz konusu oldu. Bir insan bana kapıları birer birer aralıyor ama, kapıyı açmıyor, "gel kapıyı kendin aç, bunu yapabilirsin, bak işe kapı orada, ışık orada" diyor.
Dün akşam, çok sevdiğim, uzakta yaşayan ama yakın bir arkadaşım, bazı özellikleri olan bir arkadaşım bana bir şey söyledi.
Bir süre önce, kendisini çok diplerde hissettiği bir anda, benimle konuşmak istedi ve o konuşmadan, daha önce burada yer alan bir başka yazı çıktı ortaya. O gün dipte olduğu o anda, aslında ben de çok iyi değildim. Ama onun desteğe ihtiyacı vardı ve güçlü olmak, güçlü davranmak zorundaydım.
O gün ondan, konuşmamız biter bitmez, dışarı çıkmasını, deniz kıyısına inip bir kabuk ve bir de düz küçük bir taş bulasını istedim. Her ikisinin de üzerine, "bugün dipteydim" yazıp tarih koyacak, kabuktan kendisine bir kolye yapacak, taşı da bana iletmek üzere, masasına koyacaktı, ve ben de o taşı ileride, kendi firmamda, özel bir cam kap içerisinde tutacaktım. Her ikimiz de o anı anımsayıp, güneşe çıkmış olmanın keyfini yaşayacaktık.
Bu arkadaşımın bir özelliği var, bazen durugörü bazen önseziler yaşıyor. Şu ana kadar bana söylediği bir kaç şey oldu. Dün akşam, kendisinden taşı eline almasını bana yoğunlaşmasını ve gördüklerini söylemesini istedim.
İlk gördüğü, yeşillikler ve güller arasından uzayan, başı ve sonu belli olmayan bir yoldu, ikincisi, benim bir kapıyı örten beyaz bir perdeyi açıp, orada durup, kapının ağzından geriye baktığımdı.
Ben kendi yorumumu yaptım kendimce, yorum yapabilecek olan zaten kendi yorumunu yapacaktır.
Şimdi açılan kapılardan birer birer geçme ve geçmişi geride bırakarak, geleceğe yürüme vakti !
Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!
0 yorum yazilmistir « Önceki - Sonraki »