Kendime Düşünceler

21-22-23 Nisan

 

21 Nisan doğum günümdü, bu doğum günümden anımsanacak bir şey olmadı pek, dost mesajlar, çok cici bir dostla tanışma ve oğlumun yanımda olması dışında.

 

Ha bir önemli şey daha var. Ayfer, doğum günümü kutlamak için hatta geldi, sabah 03'e kadar konuştuk. Konuşulanlar bana kalsın ama çok şey konuştuk, konuştukça kendimi bulmaya, kendim olmaya yönlendim. Giderek daha rahat, daha sakin ve kendimim.  Galiba, geçen gün söylediğim gibi "Ben rüzgarım" demeye,  rüzgar gibi esip geçmye yönelik bir fırtına öncesi sükunet mi bu ?

 

22 Nisan, boşanma tarihim. Her nedense, hemen her yıl 22 Nisan'da o günü anımsatacak bir şey olur illa.

 

(Bir ilginçliğimiz de, boşandığımız günün hemen ardından gelen 23 Nisan'da, buluşup, Işıtan'ı birlikte gezdirmemiz, ona istediği akülü arabayı alışımızdı; çevremiz bu gibi yaklaşımlarımıza hep hayret ediyor.)

 

Günün en güzel zamanları, oğlumla geçirdiğim anlar. Onu, ilk kez, çocukluğumda çok sık tırmanıp resim yaptığım, oturup o zaman bu kadar büyük olmayan kasabayı seyrettiğim tepeye çıkardım. Ona orada kızkardeşimle birlikte resim yaptığımızı anlattım. Dünden beri, resim defterini alıp, bugün benimle tepeye çıkmanın orada resim yapmanın hayalini kurdu. Hatta bu sabah, saat 07:00'de tepeme dikildi, "hadi kalk tepeye gidip resim yapacaktık hani" diye.

 

Dün akşam, eski eimin çok ciddi bir kaza atlattığını öğrendim. Kaza yaptığı yeri biliyorum, yolda mühendislik hatası nedeniyle bir dalma var.  Orada kontrolu kaybedip, spin atmış ve bariyerlere vurmuş.

 

Bu sabah, Işıtan'la önce bayram törenlerinin bir bölümünü izledik. İlk kez, lise bandosu, trampet takımı görmüş oldu, eh İstanbul'da pek göremiyorlar artık, özel yerlere gitmek lazım. Hoşuna gitti. Sonra, biraz dolaşıp tepeye tırmandık.

 

Kendisine bir yer buldu, oturdu resim yapacak, inanılmaz keyifli. Ben de, gittim, çevreyi biraz dolandım, ayakkabılarımı çıkarıp, toprağa çıplak ayakla bastım

 

Çocukluğumdan kalan çam ağaçlarından birinden, bir kabuk parçası kopardım, etrafını ve içini düzelttim. O ara, Işıtan onunla ne yapacağımı sordu. 

 

"Üzerine, 'bugünün tarihini atıp, altına, babamla höyük tepedeydik - Işıtan' yazacağım, ileride bunu beni anmak, çocuklarına göstermek için  saklarsın"  dedim.

 

Ağlamaya başladı. Nedenini sordum, "Baba, öyle yazma utanıyorum" dedi !!! ???

 

Hayır bence başka bir şey vardı, üzerine gidip biraz kurcaladım. "Öyle yazma işte, ölmenden korkuyorum" dedi bu sefer. Evet, kaybetme korkusuydu tahmin ettiğim gibi.

 

"Babişkom, oğlum" dedim, "kimse dünyaya kazık çakamaz ama, benim daha ölmeye niyetim yok, en azından senin çocuklarını da bu tepeye çıkarmadan kolay kolay ölmem ben, sen rahat ol" dedim  Biraz rahatladı ama resim yapmak yerine eve dönmek istedi.

 

Tepeden inerken, bir kaç parça daha kabuk kopardım. Kabuklardan birinin üzerine, bir şeyler yazıp, benim için taşın üzerine bir şey yazmış olan arkadaşıma göndereceğim. 

 

Bir başkasının üzerine de, yine tarih atıp, "Işıtan'la höyük tepedeydik" yazacağım ve masama koyacağım.

 

Yaşamı seviyorum, bir şeyler yapmayı, ortaya birşeyler koymayı seviyorum. Sevdiklerimi seviyorum. 

 

Dışarıda yaşam akıp duruyor, canlı, cıvıl cıvıl, şimdi Işıtan'ı alıp çocuk etkinliklerine götüreyim, haydi bakalım, ben kaçtım

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!
0 yorum yazilmistir
« Önceki - Sonraki »